Adıllar (Zamirler)

O gitti, bilmem nereye? Galiba Plevne’ye gitti ve gelmedi; bir daha hiç gelmedi.

Ben bundan yirmi sene evvel, bugün sizin olduğunuz gibi, ey aziz kardeşlerim, bir şehidin yetimi olmuştum; benimki de sizinkiler gibi hayatını barut dumanlarına sarmış gitmişti. Bugünkü siz, yirmi sene evvelki bensiniz; ben sizin hissiyatınızı, bütün ruhunuzu bilirim… Ben o yaranın samimi bir aşinasıyım. O yarayı, seviniz; o, sizin ebedi bir nişane-i iftiharınızdır.

Söyledim, söyledim, çocukluğumun bütün kalb-i melülünü söyledim. Çünkü herkes size vermek istiyor; ben sizden olmak, alanınıza iştirak etmek suretiyle sizin dertlerinizden bir kısmını almak istiyorum. (Cenap Şahabettin)

Yukarıdaki parçada italik harflerle dizilen “o, bu, ben, siz, herkes, nereye” sözcükleri ve -ki; adları anlatmak için kullanılmıştır:

o: Anılan kişinin adı yerine (babam) kullanılmıştır.

bu: İşaret edilmek istenen nesneyi, içinde bulunduğu günü anlatmak için kullanılmıştır.

ben: Söz söyleyeni, yazıyı yazanı anlatır.

siz: Kendilerine söz söylenenleri anlatır.

herkes: Adları söylemekle bitmeyen ya da söylenmek istenmeyen kişilerin hepsini birden anlatmaya yarayan sözcüktür.

Adların, ad öbeklerinin, bazen de cümlelerin yerini tutan ve ad gibi kullanılan sözcüklere adıl ( zamir ) denir.

ADIL TÜRLERİ

Adıllar, yerlerini tuttukları varlıklara ve tutuş özelliklerine göre beşe ayrılır: Kişi adılları, işaret (im) adılları, belgisiz adıllar, soru adılları, ilgi adılları.

Kişi Adılları

Dil bakımından kişiler üçe ayrılır:

I. Söz söyleyen kişi, birinci kişi

II. Kendisine söz söylenen kişi, ikinci kişi

III. Anılan kişi, üçüncü kişi

Söz söyleyen kişi, cümleye kendi adını katmaz; yerine ben der. İkinci kişiye adını söylemediğimiz durumlarda sen deriz. Üçüncü kişinin adını söylemediğimiz ya da yazmadığımız durumlarda o adılını kullanırız. Kişilerin adları yerine kullanılan sözcüklere kişi adılı denir.

Adıllar, adların yerine kullanıldıkları için adlar gibi çoğullanır ve durum ekleriyle çekimlenir.

– Siz de gelecek misiniz? = Sen de gelecek misin?

– Biz öyle yerlere gidemeyiz. = Ben öyle yerlere gidemem.

İkinci tekil kişi adılı “sen”, söze nezaket ve saygı katmak için “siz” olarak kullanılır. “Ben” yerine “biz” kullanılmasında da bir anlam farkı vardır. Yukarıdan bakış, ululanma, böbürlenme veya çekingenlik anlamı sezilir:

Biz, onun içindir ki iktidar elindeki kahır ve lütuf imkânlarının hür rejimdeki ölçülere indirilmesini istemişizdir. (Falih Rıfkı Atay)

Bu güzel kitabı bana sen vermiştin, kardeşim. cümlesinde ise “sen” yerine “siz” dersek daha ince olur; fakat sıcak içtenlik gider. İçtenliğin üstün olacağı yerlerde “sen” yerine “siz” kullanmak; sözü, soğuk bir yapmacıklık havası içine itebilir. Azarlamalarda, küçümsemelerde, kızgın konuşmalarda da “sen” kullanıldığı olur:

Belediye reisi azametle kalkarak:

– Yalan söylüyorsun, dedi.

Bakkal dişlerini sıkarak:

– Sen şimdi görürsün, diye söylendi.

(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Anlatıma bir genellik, bir öğüt anlamı katmak istenince de “sen” kullanılabilir:

Sana ısmarladılar mı bu yalan dünyayı

Sen yarını düşünmezsen yarın seni kim düşünecek?

(Namık Kemal)

Anlatıma abartı katmak isteğiyle birinci ve ikinci kişi adıllarının çoğulları –ler ekiyle bir daha çoğullanır: sizler, bizler.

Böyleleri bizlerden ırak olsun.

Biz çok iyiyiz; sizler nasılsınız?…

-ler çoğul eki almış olan “siz” adılının üçüncü kişi adılı gibi tümleyen olarak kullanıldığı olur:

Sarp bir dağ bölgesinde kadınlar, sizlerin yurdunda erkeklerin aldığı vazifeler görürler. (Zoraki Diplomat, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Tanrı için; yurt, ulus, bayrak, sancak gibi kutsal varlıklar için de “sen” kullanılır:

Ya İlahi ger sual etsen bana

Budur anda cevabım üş sana

Ben bana zulmeyledim ettim günah

Neyledim nettim sana ey Padişah.

(Yunus Emre XIII-XIV.)

Sen misin, sen misin garip vatan?

(Vaveyla, Namık Kemal)

Ulu, yüce kişilere coşkulu hitaplarda da “sen” kullanılır:

Atamızsın sen,

Adımız senden,

Yürür izinden

Sana inanan.

(Atatürk, Hasan Âli Yücel)

Ad Tamlamalarında Kişi Adılları

Benim evim, bahçem; bizim evimiz, bahçemiz,

Senin evin, bahçen; sizin eviniz, bahçeniz,

Onun evi, bahçesi; onların evleri, bahçeleri…

Kişi adılları ad tamlamalarında ancak tümleyen olur. Kişi adıllarıyla kurulan tamlamalar, sözcüklerin ikisi de ek aldığı için, belirtili ad tamlamasıdır.

Birinci kişi adıllarıyla kurulan tamlamalarda;

Tümleyen eki: -im

Tümlenen eki: tekilde -(i)m, çoğulda -(i)miz’dir.

İkinci kişi adıllarıyla kurulan tamlamalarda;

Tümleyen eki:-in

Tümlenen eki: tekilde -(i)n, çoğulda -(i)niz’dir.

Üçüncü kişi adıllarıyla kurulan tamlamalarda diğer ad tamlamalarında olduğu gibi;

Tümleyen eki: -nun

Tümlenen teki: -i veya -si’dir.

Ad tamlamalarında tümlenen eklerinin düştüğü de görülür:

Bizim ev şu sokaktadır. Sizin dükkân da buralarda mıdır?…

Kişi adıllarıyla kurulmuş ad tamlamalarında tümleyen tekil kişi adılı kullanılsa da kullanılmasa da tümlenenin çoğul kullanılması anlatıma saygı, ululama anlamı katar:

Öğretmenim, kitabınızı getirdim. Verdiğiniz ödevi de getireceğim.

Sayın Başkan geliyor. Eşleri de gelecek…

“Kendi” sözcüğü

Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine

Uzanmışım kalmışım yaylının şiltesine.

(Han Duvarları, Faruk Nafiz Çamlıbel)

Kendi evim, kendi kitabınız, kendi düşünceleri… söz öbekleri birer ad tamlamasıdır. “Kendi” sözcüğü tümleyendir.

Orhan’ın kendisi söyledi.

Bu, sizin kendinizi ilgilendirir.

Ben, kendimi başkalarıyla ölçmem.

Çeşmeden su doldurmaya gelen köyün genç ve orta yaşlı kadınları çok defa meraktan kendilerini alamayıp yavaş yavaş, sessiz sessiz onun yanına sokuldular, kulaklarını onun ağzına yanaştırdılar.

(Panorama, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Yukarıdaki cümlelerde “kendi” sözcüğü tümlenendir ve şöyle çekimlenir:

“Kendi” sözcüğü şu cümlelerde pekiştirme görevindedir; özneyi pekiştirmektedir. Bu öbeklere pekiştirmeli özne adı verilir:

Ben kendim söyledim.

Siz kendiniz almadınız mı?

O, kendisi götürecek…

Bais-i şekva bize hüzn-i umumidir Kemal;

Kendi derdi gönlümün billah gelmez yadına.

(Namık Kemal)

“Kendi” sözcüğünden tümlenen ekinin düştüğü örnekler de vardır:

Babur’un kendi şarkılar bestelemiştir. (Falih Rıfkı Atay)

“Kendi” sözcüğü durum eklerini araya gelen /n/ sesi yardımıyla alır: kendini, kendinde, kendinden, kendine. I. ve II. kişilere ait tümlenen (iyelik) eki almış olanlar, durum eklerini aldıklarında bu özellik görülmez: kendimi, kendimde, kendinize, kendinizden…

Kişi Adıllarıyla Kurulan Ad Tamlamalarında Tümleyenin Düşmesi

(Benim) kardeşim geldi.

(Sizin) yemeğinizi getirdim.

(Bizim) evimizin kapısı açıldı.

(Senin) kalemin nerede?

Orhan’ı gördüm, (onun) babası iyileşmiş.

Yukarıdaki cümlelerde ad tamlamalarından parantez içindeki tümleyenler atılınca anlatımda bir eksiklik olmaz; çünkü tümlenen kardeşim, yemeğiniz, evimiz, kalemin, babası sözcüklerindeki -im, -iniz, -in, -sı ekleri; tümleyen adılları açıkça gösteriyor. Bu nedenle bu tümleyenlerin düşmesi, daha kısa söyleme yoluyla anlatımı durulaştırdığı için tercih edilir:

Oğlum, onu gönlünce yaşat… Ölme fakat sen! (benim oğlum)

(Tevfik Fikret)

Bir canlı izin varsa yer üstünde silinmez… (senin izin)

(Mehmet Akif Ersoy)

İşaret (İm) Adılları

Korkma; sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O, benim milletimin yıldızıdır parlayacak!

O, benimdir; o benim milletimindir ancak!

(Mehmet Akif Ersoy)

Son dizelerdeki “o” sözcükleri “al sancak” yerine kullanılmıştır; işaret anlamlı birer adıldır.

Bu, arkadaşım; şu, dostum; o da kardeşimdir.” cümlesindeki “bu, şu, o” sözcükleri de adıldır.

İşaret adılları, parmakla gösterilen varlıkların adları yerine kullanılır. İşaret adıllarıyla işaret sıfatları aynı sözcüklerdir: Bu, şu, o.

Bu kitaplar benimdir. Şu kalemi kaça aldınız? O çocuğa veriniz.

Bunlar benimdir. Şunu kaça aldınız? Ona veriniz…

Yukarıdaki ilk üç örnekte “bu, şu, o” sözcükleri “kitap, kalem, çocuk” adlarını işaretle gösterdikleri için birer işaret sıfatıdır. Diğer örneklerde ise “bu, şu, o” sözcükleri “kitap, kalem, çocuk” adlarının yerlerini tutuyor; onun için adıldır. İşaret adıllarında da işaret sıfatlarında olduğu gibi yakınlık uzaklık derecelidir:

bu: Yakındakini işaretlemek için: Bu benimdir.

şu: Biraz ötedekini göstermek için: şu da sizin.

o: Uzaktakini, göz önünde olmayanı işaretlemek için: Atkımı kaybettim; onu bulan var mı?

İşaret adılları; adların yerlerini tuttukları gibi önce geçmiş bir kavramın da bir cümlenin, bir önermenin de yerini tutar:

Damarlarımızda yaşayan iyi hisler takviye edilsin. Bu, kâfidir.

İşaret adılları, adların bütün görevlerinde kullanıldıkları için hem çoğullanır hem de çekimlenir.

Öteki, beriki sözcükleri de işaret anlamlıdır:

Sıfat olur: öteki ev …

Adıl olur: Berikinden güzeldir …

Öteki beriki istediğini söyleyebilir.

Ötekine berikine kulak asma, işine bak.

Ötekinin berikinin sözüyle iş olmaz.

örneklerinde olduğu gibi ikisi birlikte kullanılınca şu bu, şuna buna, şunun bunun… anlamlarında belgisiz adıl olur.

Yer Anlamlı İşaret Adılları

Burayı kaça aldınız?

Şuradan gidelim.

Oranın suyu nasıldır?

Yukarıdaki cümlelerde “bura, şura, ora” sözcükleri yer anlamlı birer işaret adılıdır . -ra ekiyle türeyen bu adıllar, daha çok, -si ekiyle kullanılmaktadır:

Burası bizimdir.

Şurasını yeni aldık.

Orasını satacağız…

Yer anlamlı adıllar da öbür adıllar gibi eklerle çekimlenir ve cümlede adların bütün görevlerinde kullanılabilir:

Ben ölürsem bayrağımın altında ölürüm, şuradan şuraya kımıldamam.

(Zoraki Diplomat, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Yer anlamlı adıllar; önceden geçmiş kavramların, cümlelerin de yerlerini tutar:

Beyin mühim bir işi var mı? Ciddi bir adamla mı konuşuyor? Kafası yorgun mu? Hiç burasını düşünen yok.

(Billur Kalp, Hüseyin Rahmi Gürpınar)

Tarz Anlamlı İşaret Sözcükleri

“Bu, şu, o”dan gelişen böyle, şöyle, öyle sözcükleri; Böyle elma gördünüz mü? Şöyle bir düşünce ileri sürdü. cümlelerinde birer işaret sıfatıdır.

Böylesini görmedim. Öylesiyle konuşulmaz. cümlelerinde işaret adılıdır.

Herkes fırsat düştükçe çeşni değiştirmeye can atıyor. Ben de böyleyim, sen de böylesin.

(Billur Kalp, Hüseyin Rahmi Gürpınar)

örneğinde ek eylemle yüklem olmuştur.

Böyle tuttum. fiöyle kırdım. Öyle konuşmayınızSiyasi havayı öyle bir karıştırmıştı ki…

(Zoraki Diplomat, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Yukarıdaki cümlelerde eylemlerdeki oluş ve kılışın nasıl yapıldığını, nasıl olduğunu gösterdikleri için birer belirteçtir.

“Böyle, şöyle, öyle” sözcükleri”; -sine ekiyle de sıfat ya da belirteç olurlar:

Ben böylesine bir gönül acısı ömrümde görmedim. (Zoraki Diplomat, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Öylesine yalancı ki doğru söylediği zaman yüzü kızarır. (Falih Rıfkı Atay)

Ad Tamlamalarında İşaret Adılları

Şunun defteri nerededir? Öylesinin evine gidilir mi? Ötekinin sözü

Bunun anlatışı ile onun okuyuşu birbirine benzemez…

Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi işaret adılları, ad tamlamalarında ancak tümleyen olur. Kişi adıllarında olduğu gibi anlamda bir eksiklik bırakmıyorsa işaret adılları da düşer:

Bu kitapları kaça aldınız? Paralarını verdiniz mi? (bunların paraları)

Belgisiz Adıllar

Ödevlerinizi gözden geçirdim. Birçoğu pekiyi, birtakımı orta, birkaçı da başarısızdır.

Hepinizi başarılı görmek isterim.

Başkalarına değil, kendi aklınıza uyunuz.

Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için…

Yukarıdaki cümlelerde adların yerlerine kullanılan sözcükler birer adıldır. Bu adılların hangi adların yerlerini tuttukları açıkça belli olmadığından bunlara belgisiz adıl adı verilir. Belgisiz adılların çoğu, aynı zamanda belgisiz sıfattır. Ancak arada şu ayrım vardır:

Belgisiz sıfatlar adları tamlar: başka insanlar, birkaç kişi…

Belgisiz sıfatlarla kurulmuş tamlamalardan adlar düşünce;

Başkalarına yardım borcumuzdur.

Birkaçı içeri girdi.

Öbürleri de içeri girsin. cümlelerinde olduğu gibi belgisiz adıl olur.

Belgisiz sıfatlardan adıllaşanlar iyelik eki alır; yani ad tamlamalarında tümlenen olur: bunların hepsi, birkaçı, birçoğu, bazısı, kimisi…

Herkes, öte, beri, şey; söylemek istemediğimiz, söyleyemediğimiz, adını unuttuğumuz varlıkların yerlerini tutar:

Öteden saikalar parçalıyor âfakı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor âmakı.

(Mehmet Akif Ersoy)

Öte beri almak için pazara gittim.

Sahibine söylenmeden bir şey alınmaz…

Kimse, kimi, kimisi sözcükleri de belgisiz adıl olarak kullanılır:

Ne sen bir kimseden incin ne kimse senden incinsin.

Dünya talebiyle kimisi halkın emekte

Kimi oturup zevk ile dünyayı yemekte.

(Ruhi XVI.)

Herkesin zevki başkadır: Kimi okumayı sever, kimi gezmeyi sever; kimi musikiden hoşlanır, kimi eğlenceden…

Falan sözcüğünün belgisiz adıl gibi kullanıldığı örnekler vardır. Bir addan sonra kullanılınca da o adın benzerleri anlamında belgisiz adıl olur:

Canım, dedi, sen bana son defa paramı kurtarmak için bir dava açacağım, bundan bir şey çıkmazsa meclise istida vereceğim, filan falan demiştin hani? (Panorama, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Para falan istemem.

Toplantıya çocuk falan getirilmesin…

Soru Adılları

Sessiz yaşadım; kim beni nerden bilecektir? (Mehmet Akif Ersoy)

Ne var, dedim, nereden geldin ihtiyar? Ne adın? (Orhan Seyfi Orhon)

Bir zindanda bir mahpus, kasvetin manasını benden daha iyi bilemez. Ne istiyorum, ne arıyorum? Bugünü de nasıl geçireceğim? (Bir Mektup, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Hanginiz anlatacaksınız?

Kaça aldınız?

Niçin söylemiyorsunuz?…

Yukarıdaki örneklerde soru sözcükleri hem soru anlamındadır hem de diğer adıllar gibi adların yerlerini tutmaktadır. Bunlara soru adılı denir.

Soru adıllarının başlıcaları şunlardır:

• Ne, kim gibi asıl adıllar,

Çekim eki almış hangi, kaç gibi soru sıfatları.

Kim adılı, insanları sormak için kullanılır. Ne; insandan başka varlıkları, kavramları sormak içindir. Hangisi adılıyla insanlar da nesneler de sorulur. Kaç, nicelikleri sormaya yarar.

Ne adılı, dilek-şart kipiyle öbekleşir. Öbek soru anlamından sıyrılarak -diği (-diğinin hepsi) ortacının anlamını verir:

Ne söylese (= söylediğine, söylediğinin hepsine) kimse inanmaz.

Ne verdimse (= verdiğimi, verdiklerimin hepsini) az buldu.

Ne isteseniz (= istediklerinizi, istediklerinizin hepsini) yaparım

Nereye, nereden, nerede; neden türemiş yer anlamlı sözcüklerdir. “Ne” soru adılı ad tamlamalarının eklerini “su” sözcüğünde olduğu gibi daha çok araya /y/ sesi getirerek alır:

Neyi varsa ona atalardan kalmıştır. (Zoraki Diplomat, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Samimi konuşmalarda şöyle de kullanılır: Benim nem, senin nen, onun nesi; bizim nemiz, sizin neniz, onların neleri.

Soru adılı “ne”, yer anlamlı -re ekini alır ve durum ekleriyle çekimlenir: nereyi, nereden (nerden), nereye, nerede (nerde), nerdeki…

Diğer Soru Adılları

Çekim eki almış soru sıfatları da belgisiz sıfatlar gibi soru adılı olur ve cümlede çeşitli görevlerde kullanılır:

Bu kalemi kaça aldınız? Hangisi daha ucuz? Hangisini beğeniyorsunuz?…

İlgi ve İyelik Adılları

İlgi Adılı

Orhan’ın boyu uzun, Erdem’inki kısadır.

Komşunun kuzusu bizimkinden iri.

Kalemimi evde unutmuşum; sizinkini alabilir miyim?

Yukarıdaki cümlelerde;

Erdem’inki = Erdem’in boyu,

Bizimki = bizim kuzumuz,

Sizinki = sizin kaleminiz

anlamındadır. Örneklerin hepsinde de -ki, belirtili ad tamlamalarında tümleyenin sonuna gelmiş ve tümlenenin yerini tutmuştur. Adların yerlerini tutan bu -ki’ ler adıl sayılır. Belirtili ad tamlamalarında mal, daha geniş anlamıyla iyelik ve ilgi kavramı vardır:

Anne: “Benimki benden gitti. Ellerinki yaşasın.” (Hüseyin Rahmi Gürpınar)

Tümlenen görevinde olan -ki, tümleyenin malı olan varlığın yerini tutar; ilgi anlamı taşır.

İlgi Adılının Çekimi

İlgi adılı -ki’nin eklendiği sözcüklerde çekim özellikleri şöyledir:

-ki, çoğul eki almış tümleyenlerin de sonuna eklenir: komşularınki, sizlerinki, arkadaşlarınki…

• Çoğul eki, -ki’den sonra da gelir; böylece -ki adılı anlamca çoğullanır: benimkiler, komşununkiler, arkadaşlarınkiler…

• Çoğullanmış -ki’ler, iyelik eki -i ile de biçimlenir ve türlü eklerle çekimlenir: benimkileri, Orhan’ınkileri, sizinkilerini, komşununkilerinden, seninkilerine…

Durum ekleri araya /n/ sesi alarak gelir: benimkini, bizimkini, onlarınkinde, komşularınkinden…

İyelik Adılı

İlgi adılı -ki’nin ek-adıl oluşundan örnekseme yoluyla, kişi adıllarıyla kurulan benim başım, senin gözün, bizim evimiz, sizin bahçeniz… tamlamalarındaki tümlenen eklerini (-(i)m, -(i)n, -(i)miz, -(i)niz…) iyelik adılı sayan görüşler de vardır.

Zamirlerin Cümledeki Görevleri

Adıllar adların yerlerini tutar. Cümledeki görevleri de adlarda olduğu gibidir:

Özne olur:

O kaça satıldı? Kimse bilmiyor. Birkaçı çalışıyor.

Hepimiz oturuyorduk. Hanginiz gördünüz? Kim söyledi?

Ben söyledim, siz dinlediniz, o okudu.

Bu satılacak; şu, biraz daha bekleyecek.

Bizim ev uzakta; sizinki yakın mı?…

Nesne olur:

Sizi arıyorlar. fiunu gösteriniz. Kimseyi görmedim.

Neyi bekliyordunuz?

Orhan kendi kalemini değil benimkini aldı…

Tümleç olur:

Bana anlatınız. Bundan alalım. Nerede beklediniz?

Orhan’ın evi bizimkinden güzelmiş. Birçoğunuzla anlaştık…

Ad tamlamalarında tümleyen olur:

Bunun değeri… Herkesin arkadaşı…

Kimin evini arıyorsunuz? Hangisinin kitabı?…

Ad tamlamalarında tümlenen görevli adıllar da vardır:

Kitaplarımın hepsi öğretmenlerin birkaçı sizin birçoğunuz

Onun nesi kırıldı? Zavallı yavrucağın kimsesi yoktur. …

Ek eylem alarak yüklem olur:

Bendim geçen ey sevgili sandalla denizden.

(Yahya Kemal Beyatlı)

Tarihi yazan benim; yapan siz.

(Abdülhak Hâmit Tarhan)

Dedem koynunda yattıkça benimsin ey güzel toprak,

Neler yapmış bu millet en yakın tarihe bir sor, bak.

Yerim sensin, göğüm sensin; cihanım, cennetim hep sen;

Nasıl bir şanlı millet çıktı gördüm hasta sinenden.

(Süleyman Nazif)

Özne Olan Adılların Düşmesi

Yüklemlerdeki çekim ekleri, öznenin kaçıncı kişi olduğunu göstermeye yeter. Örneğin

Yarın Ankara’ya gideceğim.

Öğrenciyiz, İzmirli misin?

Bunu dün anlatmıştınız. cümlelerinde özne olan “ben, biz, sen, siz” adılları kullanılmamıştır. Bu düşme, kişi adıllarının tümleyen olduğu belirtili ad tamlamalarında da görülür. Kişi adılları kullanıldığında cümlelere pekiştirme anlamı katar.

Belirtme vurgusu da bu pekiştirmeyi güçlendirir.