Bağlaçlar ve Bağlaçların Görevleri

On altı yaşımda ya var ya yoktum. Fakat biliyordum ki memleketlerde hürriyet denilen bir saadet vardır ve oralarda herkes istediği kitabı okuyabilir. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Yukarıdaki örnekte italik harflerle dizilmiş sözcükler, eşit ya da anlamca ilgili ögeleri birbirine bağlıyor. Anlamca ilgili cümleleri, kavramları ya da görevdeş ögeleri bağlamaya yarayan sözcüklere bağlaç adı verilir.

Aşağıda sık kullanılan bağlaçlar örnekleriyle ele alınmaya çalışılacaktır:

Ve, iki sözcük veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatır.

Yolculukta göz ve gönül mütemadiyen çile doldurur. (Refik Halit Karay) örneğinde “ve”, eşit iki özneyi bağlıyor.

Ekinlere bir kere de çiftçi gözüyle bakınız: Başakları hükümdar tuğlarından ve taneleri incilerden daha kıymetli bulursunuz. (Cenap Şahabettin) örneğinde “ve”, eşit iki nesneyi (başakları, taneleri); eşit iki dolaylı tümleci (hükümdar tuğlarından, incilerden) bağlıyor.

Yakın ve Uzak Şark’ın bütün tahtlarında menşei Türkçe olan bir ismin turasını görürsünüz. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu) örneğinde “ve”, şark sözcüğünün eşit iki sıfatını bağlıyor.

Ardıç ağacının ve dikenli at kestanesinin… (Ruşen Eşref Ünaydın) örneğinde “ve”, iki eşit tümleyeni bağlıyor.

Kuş gözleri manasızlığı ve bönlüğü… (Ruşen Eşref Ünaydın) örneğinde “ve”, iki tümleneni bağlıyor.

Şerbetçiden şerbet istemesi ve melikten medet umması… (Cevdet Paşa) örneğinde “ve”, eşit iki yan önermeyi bağlıyor.

Abdülhak Hamit, nerede doğsa bir güneş telakki olunur ve yaşı kaça yükselse nisan güneşi gibi genç görünür. (Cenap Şahabettin)

Dil Kurumu en güzel ve feyizli bir iş olarak türlü ilimlere ait Türkçe terimleri tespit etmiş ve bu suretle dilimiz yabancı dillerin tesirinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. (Atatürk)

örneklerinde “ve”, ikişer eşit bağımsız önermeyi bağlıyor.

Ne… ne bağlacı, sözcükleri birbirine bağlarken cümleye olumsuzluk anlamı da katar.

Bozkırların hiçbirinde ne denizin ne ormanın ne de göllerin coşkunluğunun gösterişi vardır. (Refik Halit Karay)

Babur bir başka yerde şöyle diyor: Burada ne güzel at ne iyi et ne yemiş ne buz ve soğuk su var. (Falih Rıfkı Atay)

Acayipti bu toplantılar; fakat hoştu doğrusu. Münakaşasız ve hareketsiz geçerdi. Yüksek sesle kimse konuşmazdı. Ne de acele ederdik. (Refik Halit Karay)

Bir gün gelecek, Türk şiirinde, Türk edebiyatında dev adımlarının izleri bile silinip gidecektir. Fakat şu var ki adı hiçbir zaman unutulmayacaktır. Ne de birçoklarının sandığı gibi Divan şairlerinin arasına karışacaktır. (Yahya Kemal, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi “ne”, görevdeş sözcükleri ya da önermeleri bağlarken onlara olumsuzluk anlamı da katan bir bağlaçtır. Cümlelerin yüklemleri görünüşte olumlu; anlam bakımından olumsuz olur.

Ne kızı verir ne dünürü küstürür.

Ne ölüye ağlar ne diriye güler.

(Atasözü)

Ne yanar kimse bana ateş-i düden özge

Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayri.

(Fuzuli, XVI.)

Ne dünyadan safa bulduk ne ehlinden recamız var

Ne dergah-ı Huda’dan maada bir ilticamız var.

(Nefi, XVII.)

Dedelerimizin yaptıklarını bırakmıştık. Ne cirit oynuyorduk ne ok atıyorduk ne de kürek çekiyorduk. (Falih Rıfkı Atay)

örneklerine her “ne” ayrı bir yüklemin cümlesindedir. Cümleleri bağlayarak bağımsız önermeler durumuna getirmiştir. Anlam olumsuz; yüklemler olumludur.

Ne şiş yansın ne kebap. (Atasözü)

Ne evim var ne ailem ne adım. (Cenap Şahabettin)

Gece pervanelerle bezmi germa germ idi şem’in

Seher baktım ne sem’-i meclis-ara var ne pervane.

(Şeyhülislam Yahya, XVII.)

Ne kapıyı açtım, ne pencereyi.

Orhan’ın ne kalemi yitmiş ne çakısı.

örneklerinde yüklemler birer tanedir; “ne”lerin bağladığı görevdeş ögelerin arasındadır. Bu durumda da anlam olumsuz, yüklem olumludur. Görünüşte yüklemler birer tanedir; oysa bunlar:

Ne şiş yansın ne kebap (yansın).

Ne evim var ne ailem (var), ne adım (var).

Seher baktım ne şem’-i meclis-ara var ne pervane (var).

Ne kapıyı açtım ne de pencereyi (açtım).

demek olduğuna göre “ne…ne”ler gene iki bağımsız cümleyi bağlamaktadır.

Her “ne” ayrı bir cümlededir. İkinci cümlelerin yüklemleri, birincinin tekrarı olduğu için ve kolayca anlaşılacağı için düşmüştür.

“Ne…ne”lerin bağladığı cümlelerden yüklemlerin ikisinin de düştüğünü gösteren örnekler de vardır:

Gam merhalesinde kalmışam fert

Ne yar ne hem-nişin ne hem-dert.

(Fuzuli, XVI.)

Ne selam ne sabah.

Ne sakala minnet ne bıyığa. (Atasözü)

De; sonuna geldiği sözcüğü, önceden geçen ya da geçmiş gibi düşünülen görevdeş bir sözcüğe, bir kavrama “gibilik, eşitlik, katılma” ilgileriyle bağlar; pekiştirme anlamı katar:

Orhan da geldi. (öbür gelenler gibi, onlara katılarak)

Bunun sonunda ölüm de var. (başka tehlikeler olduğu gibi)

Bu kitabı da okuyunuz. (önce okuduklarınız gibi)

Ben de gideceğim.

Orhan’ı da alalım.

Burası da güzelmiş.

Evvel sen de yücelerde uçardın

Şimdi enginlere indin mi gönül?

(Karacaoğlan, XVI.)

• “de” bağlacı, yukarıdaki anlam ilgisiyle birden çok görevdeş ögeleri; eşit özneleri, tümleçleri, yüklemleri bağlar:

Bu işi Orhan da Turgut da yapabilir.

Ben onu da bunu da ötekini de gördüm.

Bugün de bekledik, dün de.

Ben onu gördüm de tanıdım da…

• Bağladığı yüklemlere “üstelik” anlamı katar:

Ben onu severim, sayarım da…

• Bağımsız önermeleri bağlarken şu anlamları ve duyguları verir;

Azarlama, çatma:

A paşam, insan iptida kendini bilmeli de sonra başkasına öğüt vermeli.

(Kani, XVIII.)

Yalvarma:

Dil-i viranemi yapsan da yıkılsam gitsem.

(Sabit, XVII.)

Övme, beğenme:

İd irişsün bais-i şevk-i cedit olsun da gör

Seyr-i Sadabad’ı sen bir kerre id olsun da gör.

(Nedim, XVIII.)

Ne iyi ettin de geldin…

Küçümseme:

Para kazanacakmış da çoluk çocuk geçindirecekmiş…

Alay ve umutsuzluk:

Dikenler büyüyecek de yünler takılacak da sonra satılacak da benim de alacağım ödenecek!..

Öncül önermenin olmasını direnerek isteme:

Hasta iyileşsin de ben masrafa katlanırım.

Bir mektup gönderse de meraktan kurtulsak.

Akşam bize buyursun da konuşalım…

Kendinden sonra gelen önermenin olumsuzluğunu pekiştirme:

Her şeyin, akar suyun, esen yelin, kaynayan zelzelenin önüne geçilir de bunun önüne geçilmez. (Yer Demir Gök Bakır, Yaşar Kemal)

Yakınma:

Buraya dek gelmiş de bize uğramamış.

Buralara gelirsin de bizleri unutursun!…

• Koşullu eylemlerin sonunda “bile, dahi” anlamına gelir; bağladığı önermeler karşıt yargılı olur:

Görsem de tanımam. Ölsem de unutmam.

Çağırsan da gelmez. Çağırmasan da gelir. …

• Karşıt anlamlı önermeleri pekiştirerek bağlar:

Derenin aktığı istikamete değil de tersine atlaya sıçraya giden alabalıklar… (Refik Halit Karay)

Büyümüş de küçülmüş. (Atasözü)

• Koşullu eylemlerin olumlu ve olumsuzlarından sonra gelince anlatıma eşitlik anlamı kazandırır:

Yıl boyunca tembellik edenler son bir iki günde çalışsa da çalışmasa da başarı gösteremez.

• Yüklemleri kökteş iki önermeden olumsuz olan birincisi, sorulu ikinciye “de” ile bağlanırsa anlatıma kesinlik katar:

Ödülü o kazanmaz da kim kazanır?

Ben ağlamayayım da kimler ağlasın?…

• Emir kipleriyle kurulmuş önermelerden öncülün sonuna “de” bağlacı gelince sonraki önermeye kesinlik katar:

Oku şu kitabı da yarın anlat…

• Kimi ilgeçlerden, belirteçlerden sonra gelerek cümlenin anlamını pekiştirir:

Bu arkadaş, terbiyeli olduğu kadar da çalışkandır. (Kavak Yelleri, Reşat Nuri Güntekin)

Sen esmersin.

Belki de var sende

Gecelerin

Usu…

(Fazıl Hüsnü Dağlarca)

• Ünlemli cümlelerde “de”ler bağlama görevinden sıyrılır ve ünlemi pekiştiren bir sözcük olur:

Aman sen de!.. Adam sen de!.. Ne de güzel şey!..

• Belgisiz “bir” sözcüğünden sonra kullanılır. Söze “birden oluşun” coşkusunu katar:

Bir de vagonumuza girip baktım ki çantalar arasında bir tanesi eksik… (Refik Halit Karay)

Anlatıma “fazla olarak” anlamı katar:

İyi çalışmıyorsunuz; bir de dolgun gündelik istiyorsunuz.

Bu denli kötülükleri yap; bir de öğünerek anlat!..

Sıralanan ögelerden sonuncusuna gelince “gibilik, eşitlik”anlamı katar:

Bu taşı bir Orhan kaldırabilir, bir de Yalçın.

Bir köylü, bir kentli, bir de Nasrettin Hoca yola çıkmışlar…

• İşaret adılı “o”dan sonra gelince uyarıcı bir anlam katar:

İnsan dünyayı iğfale muvaffak olsa bir şahıs kalır ki anı aldatmasına imkân olamaz. O da kendi nefsidir. (Tahrib-i Harabat, Namık Kemal)

• Cümlelerin sonunda yer alabilir:

Bu işi bitireyim de…

• Yinelenmiş sözcükleri bağlayarak “üsteleme, direnme” anlamı katar:

Muhalişerin parolası hürriyet de hürriyet! İktidarın parolası ise otorite de otorite. (Falih Rıfkı Atay)

• Gelecek zaman kipleriyle kurulmuş bağımsız önermelerden öncüllerin sonuna gelerek “inanmayışı, umutsuzluk” duygusunu güçlendirir:

Hiç ummuyorum. Muharebe bitecek de… şeker, yağ, un ucuzlayacak da param olacak da baklava yiyeceğim. Ölme eşeğim ölme, yoncalar bitecek. (Hakka Sığındık, Hüseyin Rahmi Gürpınar)

Dahi; sözcükleri ve cümleleri, önce geçen ya da geçmiş gibi düşünülen görevdeş sözcüklere ve cümlelere “gibilik, eşitlik” ilgisiyle bağlar.

Bu bakımdan “de” bağlacının anlamdaşıdır. Ancak “Bunu ben dahi biliyordum.” cümlesi ile “Bunu ben de biliyordum.”cümlesi arasında “uyarıcılık” bakımından bir anlam farkı olduğuna da dikkat ediniz.

Zannetme ki şöyle böyle bir söz

Gel sen dahi söyle böyle bir söz.

(Şeyh Galip, XVIII.)

Bir ben bilirim çektiğimi bir dahi Allah.

(Şeyhülislam Yahya, XVII.)

Bile; cümleleri, önce geçen ya da geçmiş gibi düşünülen cümlelere bağlar. Bu yönüyle “dahi” bağlacının anlamdaşı sayılabilir:

O (İranlı), kendi dünyasının içine öylesine kapanıp kalmıştır ki bir başka dünya var mıdır yok mudur düşünmez bile. (Zoraki Diplomat, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Bu aklığın (kar) üstünde en küçük bir leke bile yoktu. Bir kuş, bir sinek lekesi bile. (Yer Demir Gök Bakır, Yaşar Kemal)

“Bile”nin birbirine bağlı iki olumsuz önermenin sonunda bulunduğunda ikinci yargıya “umulmazlık” anlamı kattığı da görülür:

Yolsuzluğunun hesabı alınmamış değil, sorulmamıştır bile! (Falih Rıfkı Atay)

Ki, kendinden önce ve sonra gelen cümleleri birbirine bağlar; kendinden önce gelen sözcükleri cümleye bağlar.

Dediler ki ıssız kalan türbende

Vahşi güller açmış; görmeye geldim.

(Rıza Tevfik Bölükbaşı)

Gördüm ki sualime cevaptan başka nesne vermezler…

Naçar terk-i mücadele kıldım.

(Şikâyetname, Fuzuli, XVI.)

Yukarıdaki örneklerde “ki” bağlacı, kendinden önce ve sonra gelen cümleleri bağlamakla birlikte üçüncü cümleye de “bu sebepten, bu yüzden” anlamını katıyor ve cümleleri bağımsız önermeler durumuna getiriyor. Böylece üç bağımsız önermeli bir birleşik cümlenin kurulmasına yarıyor.

Hangi güzellik çiçeğidir ki ölüm hazanı onu yere düşürmemiştir? (Sinan Paşa, XV.)

Hâk ol ki Huda mertebeni eyleye âli. (Ruhi, XVI.)

Şevkiz ki dem-i bülbül-i şeydada nihanız

Hunuz ki dil-i gonce-i hamrada nihanız.

(Neşati, XVII.)

Vehmeyle ki müntakimdir Allah. (Şeyh Galip, XVIII.)

Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin

Bülbül havz tehi, hamuş, gülistan harap.

(İzzet Molla, XIX.)

Dünyada mesut bir gün yoktur ki saadeti dünden hazırlanmış olmasın. (Namık Kemal)

örneklerinde ise “ki”ler yalnız ikişer cümleyi, türlü anlam ilgileriyle birbirine bağlamakta; böylece ikişer bağımsız önermeden birleşik cümlelerin kurulmasına yardım etmektedir.

O dağa tırmanırken hayvanlar zorluk çekmesin diye arabacı da ben de yürümüştük; çıkış öyle uzun sürmüştü ki… (Refik Halit Karay) örneğinde ise “ki”, cümlelerin sonundadır; öncül cümleyi, görünüşte, başkalarını bağlamıyor.

Görünüşte böyle olmakla birlikte dikkat edildiğinde “ki”den sonra birer cümlenin düştüğü anlaşılmaktadır. ‹kinci cümlenin düşmesinden, anlatışa canlı bir duygu ve imge değeri sinmiştir: … öyle uzun sürmüştü ki (anlatamam).

Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim bilmem ki…

Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki…

(Mehmet Akif Ersoy)

Ankara’da tedaviye devam etmişse de her şeyin gerektiği gibi yapılmasına, itiraf etmeli ki tam bir riayet göstermemiştir. (Atatürk’ün Hastalığı, Ruşen Eşref Ünaydın)

Uslu uslu oturaydım, şüphesiz ki beni mektebe vermezdi… (Gecelerim, Ahmet Rasim)

Yukarıdaki örneklerde “ki’”lerle biten sözler, bağımsız birer ara önermedir.

O mahiler ki derya içeredir deryayı bilmezler. (Hayali, XVI.)

Anlar ki kelama can verirler.

Mecnun o kabiledendi derler.

Her kim ki belaya mürtekiptir.

Elbet o ocağa müntesiptir.

(Şeyh Galip, XVIII.)

Bir millet ki insaniyetin tenvir ve tekzibine memur olmak iktidarında bulunur, efradı dünyaya askerlik için gelir ve askerlik yolunda fedayı can eder. (Şinasi, XIX.)

Yukarıdaki örneklerde “ki”ler, iki cümle arasında değildir; öznelerden sonra gelmiştir. Bununla birlikte içinde bulunduğu cümleyi sonraki cümleye bağlamaktadır. Bu tür kullanışlar; yani “ki”nin ad soylu sözcüklerden sonra gelişi, pek sezilmese bile, düz yazıda sevimsiz bir çeviri Türkçesi kokusunu taşır:

Bir adam ki söz dinlemez. = Söz dinlemeyen bir adam

O yerden ki herkes kaçar, sen de kaç. = Herkesin kaçtığı yerden sen de kaç.

Bir adam ki nasihat dinlemez, hiçbir vakit felah bulmaz. = Nasihat dinlemeyen adam hiçbir vakit felah bulmaz.

Cümleleri, çeviri kokusundan kurtarmak için “ki”leri kullanırken özenli olmak gerekir. “Ki”leri cümleden çıkarıp birinci cümlenin eylemini -en’li ya da -diği’li, -eceği’li gibi uygun eylemsilere çevirmek bir çözüm olabilir. Ancak “ki”nin ad soylu sözcüklerden sonra gelmesinde bir sakınca olmayan anlatımlar da vardır:

• “ki”den önceki cümle devrikse:

Yana yana ağlanmaz olur mu o yiğide ki hayatında en güvendiği dayanak olağanüstü zekâsı idi. (Atatürk’ün Hastalığı, Ruşen Eşref Ünaydın)

Çifte minareli medresenin kapısına vardın mı… Var gir Dalım oğul, serin güzel avlusuna ki Erzurum’un mavi gök kuşu inmiş su içmeye eski havuzundan ve şimdi çıkarlar taş odalardan Selçuk oğulları ki, gül dalları altında

bilişmeye… (Balım Kız Dalım Oğul, Ceyhun Atıf Kansu)

• Ad soylu sözcükten sonra bir yüklemin, bir ek eylemin düştüğü sezilirse:

Nihayet bir dağa tırmanmak icabeder. Bir dağ (dır, idi) ki her kavsinde rüzgârın sertleştiğini ve havanın soğuduğunu hissedersiniz. (Anadolu’da Bahar, Refik Halit Karay)

Omuz omuza, dirsek dirseğe, nefes nefese bir kalabalık (idi) ki sormayın. (Falih Rıfkı Atay)

Bilmem ki nasıl anlatayım:

Nasıl, nasıl size derdimi!

Bir dert ki yürekler acısı (derttir ki)

Bir dert ki düşman başına.

Gönül yarası desem…

Değil!

Ekmek parası desem…

Değil! Bir dert ki… Dayanılır şey değil.

(Orhan Veli Kanık)

• “ki” ve sonra gelenler birer ara söz niteliğinde olursa:

Cumhuriyetçiler ki artık ne çocukturlar, hatta ne gençtirler, orta yaşlı ve yaşlıcadırlar. Onlar bu yas gününde Atatürk’ün kendilerine nasıl ümit bağlamış olduğunu hatırlamalıdırlar. (Falih Rıfkı Atay)

Etkili anlatımlarda özneden sonra kullanıldığı da görülmektedir. Cümleye “pekiştirme, abartı” anlamı katar:

Sen ki bu işleri herkesten iyi bilirdin; nasıl aldandın?

“ki” ile birleşmiş ya da öbekleşmiş belirteçler, ilgeçler ve bağlaçlar da vardır:

çünkü, halbuki, mademki, öyle …ki, nasıl …ki, yeter ki, demek ki, güya ki (= sanki), kaldı ki, ta ki, belki, sanki…

O mevlud-i uhreviye fatihadan başka bir şey gönderilmez; çünkü dünyada fatihadan başka istediği yoktu. (Abdülhak Hâmit Tarhan)

İnsan vatanını sever; çünkü hürriyeti, rahatı, hakkı, menfaati vatan sayesinde kaimdir. (Namık Kemal)

Vezinler mademki vardırlar, ahenge muhakkak elverişlidirler; çünkü vücutları başka türlü tefsir edilemez. (Vezinler, Yahya Kemal Beyatlı)

Kardeş gibi geçinmeliyiz; çünkü hepimiz bu yurdun çocuklarıyız. (Falih Rıfkı Atay)

Dışarıya nazaran içerisi buz dolabı; halbuki biz sıcaktan ve havasızlıktan boğulacağımızı sanmıştık. (Falih Rıfkı Atay)

Hududa giden asker gözümüzde öyle incelir ve öyle güzelleşir ki her neferi bir manzumenin bir kelimesi, bir büyük koncanın bir yaprağı gibi telakki ederiz ve bizce ordu sine-i vatanda koca bir demet çiçek halini alır. (Cenap Şehabettin)

Öyle kimseler ki elleri öpülmeğe layıktır.

Öyle kimseler ki insana insanlık dersi verirler.

(Zoraki Diplomat, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Halkın gözyaşları, hıçkırıkları, çığlıkları havayı öylesine bir yas ve tasa; hatta öylesine bir ümitsizlikle bulandırmıştı ki güya dünyanın sonu geldiğine hükmedilebilirdi. (Zoraki Diplomat, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Mademki son demimdeyim;

Böyle bir iyilik edeyim.

(Orhan Seyfi Orhon)

Mademki Munise’yi evlerinde istemiyorlar, acaba ben kendim evlat etmek istesem verirler mi? (Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin)

Mademki öyle emretmiş; öyle yaparız.

Mademki beni dinlemiyor; ben de onun hiç bir işine bakmam.

Türk dili dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin. (Atatürk)

Güya ki o şair-i yegâne

Gelmiş bu kitap için cihane.

(Ziya Paşa)

Hava soğuk, kaldı ki rahatsızım da, onun için gelemem.

Açık söylüyorum, ta ki herkes anlasın. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Bunların dışında Türkçede kullanılan diğer bağlaçlar;

oysa, nitekim, tek(yeter ki), hele, yoksa, ister (isterse, ister… ister), zira, kâh (kâh…kâh, gâh), ama (amma), fakat, lakin, ya, yahut, ya da, veya, hem (hem de, hem…hem), gerek (gerek…gerek, gerekse), üstelik, yalnız, ancak, meğer, meğerse, ile, hatta, örneğin, söz gelişi, mesela gibi sıralanabilir. Bu bağlaçların bazılarıyla kurulmuş örnekleri aşağıda göreceksiniz:

Hiç düşünmeden onların doğruluğuna inanmıştır. Oysa ben öyle değilim. (Tedirginin Biri, Sunullah Arısoy)

Men lebin müştakıyem, zühhat Kevser talibi

Nitekim meste mey içmek hoş gelür, huşyare su.

(Fuzuli, XVI.)

Kuzum evladım… sür… hayvanlar çatlasın… araba parçalansın, ne olursa olsun, tek beni beş dakika evvel ormana yetiştir. (Metres, Hüseyin Rahmi Gürpınar)

Tabiat bozkırlarda cilveli, oynak… süslü; hele makyajlı değildir. (Refik Halit Karay)

Tam çalışıp çabalayacağı sırada etrafını alan, eline ayağına dolaşan bir sürü çocuk mudur; yoksa anlaşmazlık mı o talihsizliğe sebep olmuştur. (Kavak Yelleri, Reşat Nuri Güntekin)

Hiçbir vatandaş, ister doktor ister mimar ister köylü olsun ister işçi ister öğrenci olsun ister öğretmen, bu acı gerçeğe kayıtsız kalamaz. (İlhan Selçuk)

Eyvah bu baziçede bizler yine yandık:

Zira ki ziyan ortada bilmem ne kazandık.

(Ziya Paşa)

Gâh eserim yeller gibi

Gâh çağlarım seller gibi

Gâh tozarım beller gibi

Gel gör beni aşk neyledi.

(Yunus Emre, XIII-XIV.)

Ya Rab, çekemem bu ıstırabı,

Hatta çekemem huzur u habı,

Kabrinde onun beni şehit et;

Elverdi türabının azabı.

(Makber, Abdülhak Hamit Tarhan)

Evet, her hareket içinde kötü eğilimler bulunabilir. Ama iyi niyetlilerin dayanışması, onlardan gelecek bütün fenalıkları önler. (Falih Rıfkı Atay)

Bu konağa gelip giden çok amma dönüp gelen yok… (Kısas-ı Enbiya, Cevdet Paşa, XIX.)

Vatan işlerinde ölmek olabilir fakat korkmak asla!.. (Atatürk)

Gençler, bütün ümid-i vatan şimdi sizdedir:

Her şey sizin, vatan da sizin, her şeref sizin;

Lakin unutmayın ki zaman tünd ü mutmain

Bir hatve-i samut ile takip eder bizi.

(Ferda, Tevfik Fikret)

Yürüyüverdim denize doğru. Yürüyüverdim diyorum ya, dünyanın yolu! (Orhan Veli Kanık)

Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli. (Atasözü)

Bir elinde gül, bir elde cam geldin sakiyâ

Kangısın alsam; gülü, yahut ki camı ya seni.

(Nedim, XVIII.)

Bir rejim, ya örgenlenmiş bir sınıf ya da halkın belirli tabakalarına dayanmazsa… (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Dikta rejimi bir şahsın veya bir şahıslar takımının nüfuz ve itibarı üzerinde tutunur. (Falih Rıfkı Atay)

Minnet Huda’ya iki cihanda kılup sait

Nam-ı şeriŞn eyledi hem gaz, hem şehit.

(Baki, XVI.)

Diğer ad soylu sözcük türleri gibi bağlaçlar da yapı bakımından çeşitlilik gösterir.

• Yalın bağlaçlar: ve, ile, gibi, de, dahi, bile, hele…

• Türemiş bağlaçlar: üstelik, yalnız, ancak, örneğin, gerçekten…

• Birleşik bağlaçlar: halbuki, oysaki, yoksa, nitekim…

• Öbekleşmiş bağlaçlar: öylesine ki, nasıl ki, demek ki, kaldı ki, yeter ki, elverir ki, şu kadar ki, bununla birlikte, onun için, bundan ötürü, gerek… gerek,…

• Yabancı kökenli bağlaçlar: ne…ne, ki, mademki, güya, zira, kâh…kâh, hatta, bazen, ama, fakat, lakin, meğer, yani, hem, ya…ya, yahut, veya,…

Bağlaçlar cümle içinde anlamlarıyla olduğu kadar görevleriyle de önemlidir. Bağlaçların görevlerini şöyle sıralayabiliriz:

• Görevdeş ögeleri bağlar.

• Anlamca ilgili cümleleri, önermeleri bağlar.

• Seyrek olsa da -öbür sözcükler gibi- ek eylemle yüklem olur.

• Ad soylu sözcükler gibi özne, nesne, tümleç de olur.