Fecr-i Ati Şiiri

Fecr-i Ati şiirinin konusu, dili, ölçüsü Servet-i Fünun’dan farklı değildir. Yalnız Fecr-i Ati şairleri sembolizmi tanımaya ve uygulamaya çalışmalarıyla Servet-i Fünunculardan ayrılırlar.

Fecr-i Ati şiirinin en önde gelen şairi Ahmet Haşim (1884-1933)’dir. A. Haşim, şiirin dilinin müzik ile söz arasında ve sözden çok müziğe yakın olduğunu öne sürer. Ona göre, sözcükler şiire anlamdan çok müzik değerleri ile girer. Konu, ise bir araç olmaktan öteye gitmez.

Haşim, şiirlerinde çocukluk anılarını, aşk ve doğayı konu etmiştir. Dili önceleri Servet-i Fünun şiiri gibidir. Ancak sonra konuşma Türkçesine yönelir. Müzik yönünden yetersiz bulduğu için heceyi değil, hep aruzu kullanmıştır.

Fecr-i Ati’nin öteki şairleri Emin Bülent (1886-1942) Tahsin Nahit (1887-1919) ve Mehmet Behçet (1890-1980)’tir.

Hilâl-i Semen

Daha pek yavru, pek küçükken ben,

Büyük-annem tutardı alınımdan,

“Bana bak, böyle dil-berimin!” derdi.

Sonra, mâh-ı nev-incilâya bakar,

Leb-i mağmûmu bir bükâ saklar,

Bir hitâb-î semâyı dinlerdi.

Ey, hayâtımda her doğan derdi

Kalb eden bir ziyâ-yı hissîye,

Bu duâsıydı eski bir rûhun

Sis ve zulmette gizli âtiye.

Leyle-î gayb, sırr-ı müstakbel

Çeşm-i sâfında hasta bir çocuğun

Gizli fecrin ziyâsında emel,

Bir tesellî-i mihribân alacak,

O harâbât-ı târ ü sâkiteye

Doğacak belki bir ziyâ-yı şafak.

Böyle bir nev-hilâli seyr etti

O soluk göz ki şimdi topraktan

Seyr eder başka bir hilâl-i semen.

Ben ki efsâne-î tahayyülden

Hep hayâtımda bir emel taşıdım,

O solan şi’r-i sâf ü mağmûmu

hep o mâzîyle duymak isterdim

Gözünün samt-ı pür-sükûnunda.

Gel, bu şâmın gümüş sükûtunda

Bu sedeften hilâle karşı senin

Bir yeşil bûse saklayan gözünün

Göreyim cennetinde âtîmi.

                                               Ahmed Hâşim